|
KUZEYLEŞTİRİLEN "BATI UYGARLIĞI"NIN KALESİ : ABD 1996'da BM İşkence Özel Raportörü, Oklahoma'da ağır suçlardan mahkûm olanların kaldığı 'H Tipi' ve Pelican Bay 'Güvenlik Ev Tipi' (Adlar size tanıdık mı geliyor?) Cezaevlerine yaptığı ziyaret sonunda hazırladığı raporda, bu hapishanelerdeki koşulları insanlık dışı olarak nitelemişti. Böylesi cezaevlerinde mahkûmlar, tek kişilik 7.5 metrekarelikten küçük, doğal ışık almayan odalarda 22-24 saat kalmakta; burada uyumakta, yemek yemekte, tuvalet ihtiyacını gidermekteler. Ayrıca bir güvenlik kamerası tarafından sürekli olarak izleniyorlar. 1995'de BM İnsan Hakları Komisyonu, 'Maksimum Güvenlik' hapishanelerinin uluslararası standartları karşılama-dığını bildirmişti.Uluslararası Af Örgütü de, 1998 yılı sonların-da yayınladığı bir raporda,ABD hapishanelerinin uluslararası standartları karşılamakta yetersiz kaldığınıaçıkladı. Örgüt, ABD'ninçeşitli cezaevlerinde kadınmahkûmların tecavüz vetacize uğradığını, hamile mahkûmlara ellerinden kelepçelenmiş halde doğum yaptırıldığını, bazı mahkumların günlerce bağlı tutulduğunu vebu kişilerden bazılarının sakat kaldığını hatta öldüğünü, mahkûmlara karşı uyarıda bulunulmaksızın ve önlem alınmaksızın kimyasal spreyler veya gaz sıkıldığını, elektro şok aletleri kullanıldığını, çocukların yetişkenlerle aynı mekanlara konulduğunu saptamıştı."1 "Hapishane endüstrisi, 80'lerden itibaren en hızlı biçimde ABD'de gelişme göstermiş ve bugün mülti milyar dolarlık bir kapasiteye erişmiştir. ABD'de hapishane endüstrisi, günümüzde silah, petrol, bilgisayar endüstrilerinden daha fazla kâr getirmektedir. Bir yandan devlet, geçmişte eğitim, sağlık gibi alanlara ayırdığı kaynakları artık hapishane bütçesine aktarırken, diğer yandan özel sektörün hapishaneleri mantar gibi çoğalmaktadır. Son 20 yıl içinde ABD'de 1.000'den fazla yeni hapishane inşa edilmiştir. Yalnız 1995'te 150 yeni hapishane yapılmış, 170 mevcut hapishane genişletilmiştir. Bu yüzyılın ilk üç çeyreğinde her 100.000 ABD vatandaşına 110 hapishane düşerken, Haziran 1996'da bu sayı 615'e yükselmiştir. Devlet hapishane sistemine 1975'te 4 milyar dolar ayırırken, bu rakam 1994'te 30 milyara yükselmiştir. Hapishane endüstrisinin tek oyuncusu devlet değildir, özel sektör de bu alana girmiştir. Özel sektörün yatırımları da dahil edildiğinde, ceza sistemine ayrılan pay ABD'de yıllık yaklaşık 80 milyar dolar civarın- dadır.Hapishane endüstrisi, yeni özel cezalandırma şirketlerini de ortaya çıkarmıştır ve bu şirketler, çok kısa süre içinde dünyadaki en büyük şirketler arasına girmiştir. Çokuluslu cezalandır- ma şirketlerinin en büyükleri ABD kökenli olanlardır, onları İngiliz şirketleri izlemektedir. Bu şirketler, yeni hapishaneler kurmakta, iletmekte ve giderek uluslararası alana açılmaktadırlar. Hapishane endüstrisi, ayrıca inşaat, mimarlık, sağlık, yemek, nakliye, telefon, güvenlik teknolojisi gibi alanlardaki yan sektörleri de beslemektedir. Bugün ABD de 500 den fazla şirket bu piyasaya girmiş durumdadır. Yatırım bankaları, güvenlik şirketleri, hizmet şirketleri bu endüstrinin içindedir. Hapishaneler, ekonomisi krize girmiş bazı ABD şehirlerinde ana işveren konumuna gelmiştir. Pasta yeterince büyüktür ve mahpuslar ideal tüketicidirler: Telefon hizmetini tekeline almış şirketler, dışarıdakinden yaklaşık 6 katına mahpuslara telefon hizmeti satmaktadır. Yemek ve kantin fiyatları aşırı pahalıdır. Silah üreticileri, imdi elektrikli kelepçe, ok silahları, güvenlik kameraları gibi hapishaneleri savunma teknolojileri üretmektedir. Yalnız mahpusların nakliyesinden ülke çapında büyüyen şirketler vardır. Wall Street yatırım bankaları hapishane sektörüne yatırım yapmaktadır. Cezalandırma şirketlerinin Wall Street borsasındaki kağıtları da en değerli kağıtlar arasına girmiştir. ABD'de yalnız 15 yıllık bir tarihi olan bu sektörün büyümesinde aslan payı ise devlete aittir. FBI, CIA gibi kurumlardan gelen kişiler, bugün önde gelen çokuluslu cezalandırma şirketlerinin sahipleri ve yöneticileridir. Hapishane endüstrisi, bizzat ABD devleti eliyle yaratılmış ve beslenmiştir.2 Bugün ABD'de hapishane sektörünün taşıdığı önem, ABD ekonomisinin hapishane endüstri kompleksi olarak karakterize edilmesine yol açacak düzeyde kritiktir. Bu kavram, ABD Bakanı Eisenhower'in 1961 de SSCB'den gelecek bir askeri tehdidi önlemek için askeri sanayinin geliştirilmesi gereğini vurgulayan askeri endüstri kompleksi kavramından ödünç alınmıştır. Eisenhower'in kavramı, Soğuk Savaş döneminde ABD ekonomisinin temel niteliğini tanımlamıştır: ABD ekonomisinin gelişmesi militarizmin teşvikine dayanmakta, devlet eliyle silah endüstrisi geliştirilmektedir ve bu endüstri o dönemde ABD ekonomisinin itici gücü olmuştur. Bugün kuşkusuz ABD'de askeri sanayiye yapılan yatırımlar azalmamıştır. Ancak 30-40 yıl sonra ABD bu kez suçla savaş retoriği altında hapishane yatırımlarının artırılmasına dayanan hapishane-endüstri kompleksini geliştirmiştir. İki kavramın da ortak yönü, sermaye ile devlet arasındaki çıkar birliğini ortaya koyması ve toplumu imha amacında birleşmesidir. Soğuk Savaş döneminde ABD, kendi toplumunu ortak düşman komünizm hayaleti karşısında terörize edip iç baskıları yoğunlaştırırken, bugün medya aracılığıyla pompalanan suç korkusu aynı işlevi görmektedir. Bu anlamda, hapishane-endüstri kompleksi, cezalandırmaya yatırım yapan sermayeyi içeren ekonomik bir kavram olduğu gibi, aynı zamanda toplumun baskı altına alınmasını sağlamaya yönelik siyasal bir boyut da taşımaktadır. 90'lı yıllarda hapishane endüstrisinin gelişmesinin en önemli sonucu, mahpus sayısındaki patlamadır. 1970'te ABD'de yaklaşık 200.000 kişi hapiste iken, bugün bu sayı 2 milyonu aşmıştır. Şartlı tahliye edilenler ve gözetim altındakiler de dahil edildiğinde, doğrudan ceza sisteminin nezareti altında tutulanların sayısı 5.5 milyonu bulmaktadır. Özgür Amerika'nın gerçek yüzünü de bu rakamlar ortaya koymaktadır. Bugün dünyada en fazla mahpus sayısı ABD'dedir. Öte yandan ceza politikalarında ABD'yi izleyen ülkeler de kendi çaplarında kırdıkları rekorlarla ABD'ye eşlik etmektedir. Bunların en başta gelenlerinden biri olan İngiltere, modern tarihinin en yüksek mahkûm sayısına son birkaç yılda ulaşmıştır. Hapishane endüstrisinin kârlı olabilmesi için yeni hapishaneler açılması ve bu hapishanelerin mahkûmlarla doldurulması gerekmektedir. Bu amaçla, ABD'de yine hazırlıkları 70'li yıllara dayanan yeni ceza yasaları yürürlüğe konulmuştur. Cezalandırma stratejisinin temel hedefi, mahkûm sayısının artırılmasıdır, ancak bir hedef mahkûm kitlesi de belirlenmiştir: Bu kitle, yoksul siyah, Latin, göçmen genç erkeklerdir. Hapishane-endüstri kompleksi ile ABD'de devlet ve sermaye, yoksullara, ama özellikle Afrika ve Latin kökenli Amerikalılara savaş ilan etmiştir. Bu anlamda, yeni ceza politikaları ırkçı bir boyut da taşımaktadır. Bugün ABD'deki 2 milyon mahpusun yalnız 1/3'ü beyazdır. 1994 istatistiklerine göre, 20-29 yaş arasındaki her siyah 3 erkekten biri hapistedir. Mahpusların büyük bir oranını da bu yaş grubundaki siyah erkekler oluşturmaktadır. Verimli ve güçlü emek sömürüsü için sağlanan bu ideal sonuç ise tesadüfi değildir: Devletin 80'lerden bu yana yürüttüğü uyuşturucu ile savaş stratejisinin başlıca amacı, genç ve yoksul siyahları hapse göndermektir. Uyuşturucu ile mücadele adı altında çıkarılan ırkçı yasalar, yalnız yoksul siyahların alıcısı olduğu ucuz uyuşturucuları taşıyanlar için ağır hapis cezaları getirmektedir. Bu stratejinin sonucu olarak, bugün ABD'deki mahpusların büyük bir kesimini işsiz ve yoksul uyuşturucu suçluları oluşturmaktadır. Uyuşturucu ticaretinde devletin rolü ise, ABD'de bilinmeyen bir olgu değildir. CIA'nın Orta Amerika'dan yüklediği uyuşturucuları siyahların yaşadığı çevre mahallelere yaydığı, ABD basınında yeterince belgelenmiştir. ABD'nin uyuşturucu ile savaş politikasının en yakın izleyicileri ise, Latin Amerika devletleridir. 80'lerden itibaren kabul edilen yeni ceza yasaları, Latin Amerika'da hapishane nüfusunu olağanüstü artırmıştır ve bu bölgede uyuşturucu suçlularının genel mahkûm nüfusuna oranı 33-60 arasında seyretmektedir. Bu nedenle de Latin Amerika, özel hapishane şirketlerinin en yakın potansiyel pazarlarından biri olarak görülmektedir. ABD toplumuna pompalanan suç korkusuna rağmen, bu ülkede 90'lar boyunca şiddet suçları gerçekte azalma eğilimindedir. ABD hapishanelerindeki nüfusun 2/3'ünü, şiddet içermeyen suçlardan ceza alanlar oluşturmaktadır. Hapse gönderilenlerin içinde, basit hırsızlık suçlarından ceza alanların ve kadınların sayısı da giderek çoğalmaktadır. Yeni ceza yasaları, hapishanelerin doldurulmasını garanti altına alacak şekilde yapılanmıştır: Geçmişte hapis cezası gerektirmeyen suçlara yeni yasalarla hapis cezası öngörülmüş, kısa hapis ceza süreleri uzatılmış, erken bırakılma zorlaştırılmıştır. (...) Tıpkı XIX. yüzyılda kiralık hapishane sisteminin uygulandığı başlıca ülke olması gibi, yeni özel hapishane dalgasının öncüsüde ABD oldu. Yeni liberal politikaların anavatanı ABD, özel hapishane sistemine geçmeye Reagan döneminde başladı. Hapishanelerin özelleştirilmesi, esas olarak 90'lı yıllarda gelişti ve uluslararasılaşmaya başladı. 1999 sonu itibariyle, ABD'deki özel hapishane sayısı 164'tür, özel yetişkin hapishanelerin mahkûm kapasitesi ise 145.000'i aşmıştır. Egemen eğilim, devlet hapishanelerinin özelleştirilmesi ve özel hapishane sayısının artırılması yönündedir. ABD'de yalnız 1997-1999 arasında, özel hapishanelerde tutulan mahpus oranı, toplam mahpus nüfusuna göre, yüzde 2'den yüzde 5'e yükselmiştir. (...) Özel hapishaneler sisteminin gelişimi, XIX. yüzyılın kiralık hapishane modelini XXI. yüzyıl başında geri getirmiştir. Hapishane özelleştirmeleri, herhangi bir kamu sektörünün özelleştirilmesinden farklıdır: Özelleştirmelerle, mahpuslar da özel şirketlere devredilmekte, adeta onlar da özelleştirilmekte, devletin kontrol alanından çıkıp şirketin egemenliği altına girmektedir. Yeni liberal politikaların özelleştirme ayağının en çarpıcı örneği de budur, çünkü mahpusların özel hapishane şirketlerinin egemenliği altına girmeleri, kölelikten başka bir şeyi çağrıştırmamaktadır. Nitekim XIX. yüzyılın kiralık hapishaneleri, ABD'de kölelikten de ucuz ve etkin bir emek sömürü sistemi kurulmuştur. Köleliğin kaldırılmaya başlandığı XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra, hapishane emeği köklerini esas olarak kölelikte bulmuş, mahkûm emeği köle emeğini ikame eden biçimlerden biri olmuştur. ABD'nin kiralık hapishanelerindeki mahkûmlar, azat edildikten sonra basit hırsızlık suçlarından mahkûm edilmiş kölelerdir, hapishane çiftlikleri ise köle plantasyonlarına benzemektedir. ABD, köleliği ve angaryayı 1865'te kaldırırken mahkûmları kölelik yasağından hariç tutmuştur ve bu anayasa hükmü bugüne değin değişmeden kalmıştır. Mahkeme kararlarına göre de, ABD'de mahkûmlar devletin köleleri sayılmıştır. Köleliğe anayasal olarak açık bırakılan bu kapı şimdi işlerlik kazanmaktadır ve her geçen gün artan sayıda mahkûmun hapishanelerdeki zorla çalışma programlarına dahil edilmesiyle mahkûm-köle emeği sömürüsü giderek karakteristik bir hale gelmektedir. Hapishanelerin özel sermayeye açılmasıyla kimlik hapishanelerin yeni çağına girilirken, mahkûmlar XIX. yüzyıldaki atalarının koğuşlarına geri dönme yolundadır. (...) Küreselleşme sürecinde hapishaneler, hızla sosyal devlet öncesi koşullara geri dönmeye başlamışlardır. Hapishaneleri parmaklıklı fabrikalara dönüştürmeyi amaçlayan yeni cezalandırma stratejisi, hapishanelerdeki meslek sayısını artırmayı, böylece dışardaki mal ve hizmet üretimini mümkün olduğu ölçüde içeriye taşımayı hedeflemektedir. ABD'de 1993'te kabul edilen bir yasayla hapishanelerde yılda 300 meslek yaratılması öngörülmüştür. 1999'da ise, ülke çapında hapishanelerdeki mahkûm mesleği sayısı 2600'e yükselmiştir. Bugün, ABD'de yalnız bir devlet şirketi (Unicor), saatte 23 cent karşılığında, 20.000 mahkûmu haftada 40 saat mobilya üretiminde çalıştırmaktadır. Öte yandan, tıpkı XIX. yüzyılın kiralık hapishanelerinde olduğu gibi, özel sektörde hapishane yönetimleri arasında yapılan sözleşmelerle mahkûm emeği özel sektöre kiralanmaktadır. Microsoft, IBM, Boeing, Motorola, Compaq, Texas Instruments, Nike, Lee Jeans gibi bir dizi şirketin ürünleri, artık ABD hapishanelerinde üretilmektedir. Giyecekten bilgisayara, bazı yüksek teknolojik mallardan kavanoz, bira üretimine, çöp işlemekten sandviç paketlemeye, metal işçiliğinden kaynakçılığa, posta ilerinden telefonla pazarlamacılığa, çamaşır yıkamaktan telekomünikasyon hizmetlerine değin pek çok mal ve hizmetin üretildiği 90'lı yılların ABD hapishaneleri adeta birer fabrika görünümünü almıştır. Fabrikadan tek farkı, işçilerin gardiyan nezaretinde çalıştırılmalarıdır. Çalışmayanlara sunulan seçenek, geçmişte olduğu gibi kamçı değilse de onun kadar vahidir: Hücrelere kapatılma. Mahkûmları çalışmaya zorlayan yeni disiplin kuralları da yürürlüğe girmiştir. Çalışmayı reddeden mahkûmlara hücre cezası gibi ağır disiplin cezaları genel olarakuygulanmaktadır, ancak Kaliforniya gibi bazı ABD eyaletlerinde çalışmadan geçirilen günler hapis süresinden de düşülmemektedir. İngiltere'de ise 1999 yılında çıkarılan Hapishane Kuralları, mahkûmların günde 10 saate kadar çalıştırılmasına izin vermektedir.3
Kaynakça: 1 Hasan Kemal Elban, Radikal İki, "Amerikan Rüyasının Kâbusu", 18 Haziran 2000, s.6. 2 Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin (CPT), cezaevlerindeki açlık grevleri konusunda Aralık 2000 ve Ocak 2001 aylarında Türkiye'ye yaptığı ziyaretlerle ilgili ön rapor, Türkiye'nin izniyle, 16 Mart 2001'de Strasbourg'da açıklandı. Kayhan Karaca'nın Strasbourg'dan verdiği habere göre, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT), operasyonlarda ölüm olaylarının meydana gelmesinin, "güvenlik güçlerinin eylemleri nedeniyle değil, mahkûmların kendi kendilerine zarar vermek istemelerinden" kaynaklandığını bildirdi.-Y.n. 3 Yasemin Özdek, Sınıf Hareketinde Yön Dergisi, "Küreselleşmenin Hapishaneleri", No: 12, Kasım - Aralık 2000, s.20 - 23.
|